Scroll Top

Bursa Bir Şehirken

'Ne onun gibi var kûh-i felek-çehr / Ne bursa gibi gök altında bir şehr' Lamîi Çelebi
 Heykel’in arkasından, Çinkolukahve sokak ve Sivâsîler Camî-i yolundan, Temenyeri büyük köprünün üst tarafına doğru çıkıldığında, yukarıdaki küçük Temenyeri köprüsüne inen bayır solda, yukarıda minaresi görünen Maksem Camî-i’ne çıkan bayır sağda… Yine sağ tarafta görünmese de orada olduğunu çok iyi bildiğim, Başçı İbrâhim Hamamı’nın külhanının bulunduğu Külhan Sokak… Ve serviler, ve Bursa evleri, ve merhûm hemşehrilerim. Henüz Mustafa dedemgiller, Külhan Sokağı’na ev yapmamışlardı… 1894

Bursa henüz bir şehirken, Uludağ o yıllarda heybetli bir kubbe gibi, hem gözle görülür şekilde hem de mânen şehri içine alır, etrafında selviler minareler gibi süzülüp göğe uzanırmış. İki katlı evlerde yaşanırmış hayat ve “Hayat” evlerin bahçelerine verilen admış o yıllarda anadolu’nun bazı illerinde. Güneş akarmış şehrin içine gündüz; gece yıldızlar görünürmüş, ateşböcekleri ve mehtâ’b’… Gölgeler serin, bağırlar yanık; kışlar karlı, hazânlar gâm ile memdûd.

Sanki ne anlatıyorum ya hû(!) “Dem bu demdir kardeşim, neler diyorsun” deyip bir an perdemi eyleyip vîrân, söyleyeyim, az önceki satırlarımda Bursa’nın ‘o demlerini’ özleyen birini taklîde çalıştım. Onun için biraz şâirâne yazdım. Biz şimdi o demlere gidip yaşayamayız, gitsek de yaşayamayız. Amma ve lâkîn son yüzyıl içinde hatırlayıp biraz ders haline getirebilseydik o mekanları ve o zamanları ve bilhassa da o insanları… Şu kurduğumuz metropolü o şehri referans alarak kuramasak dahi, o şehri olduğu gibi muhafaza edebilseydik.. Bu sâyede neler elde edebilecektik, şimdi hayal bile edemiyoruz.

Yeryüzünde insanlar -çok bâriz-, mekânlar içinde varolurlar. Mekân, içinde kimin olduğunu belirtir ve içinde olanın kim olacağını belirler. Ve İnsan, mekânın ne ve nasıl olacağını belirler. Mekân, bu sözünü ettiğim şeyi, ‘zaman’ ı içinde taşıyarak yapar. İnsan ise mekân içindeki zamanı görür (ya da insandan onu görmesi beklenir), zamanı mekânda görür ve o gördüğü zamanı, şimdiki varlığıyla emer ve mekânda varolur. Meselâ biz, geçmişi, zamanda yolculuk yaparak gidip görmüyoruz, geçmişten bugüne kalan bir mekân içinde görüyoruz. O mekânı ortadan kaldırınca, o geçmişi ortadan kaldırmış oluyoruz. Mekân, geçmişi yani zamanı da alıp bizi ve nesillerimizi terkettikçe, mekansız ve zamansız ademoğulları haline geleceğiz. Şimdi bir düşünelim, bir kimse bir süre ağır bir baygınlık geçirse ve ayıldığında tarih ve mekân algısını yitirmiş olarak uyansa, ne kendini ve ne de başkalarını tanıyamasa… Bu misal ne kadar da tanıdık öyle değil mi?.. İşte bu misaldeki gidişatı terse çevirip bakalım, kendini, mekânını bilen kişi zamanını kurabilir, tarihini de yazabilir – (di)

Dönelim ‘şehr’imize… Son yılların en azından Bursa özelinde, ehlinin kâbusu haline gelen ve şehrin diğer tarihî mekânlarına göre daha göz önünde ve aşikâre bir vahşete mâruz kaldığı için daha anlaşılır bir örnek olarak ele alabileceğimiz Doğanbey’in mâlûm vaziyeti. Soralım: Haşim İşcan Caddesi’nin altındaki o sokakların yeni hâli eskisine göre daha mı Bursa? Civârdaki evler, mescidler, Bursa’nın diğer kadîm mahalleleri, bu yeni ucûbelikle ne kadar barışık görünüyor?

Tayakadın’dan, Cem Sultan Lisesi’ne doğru inerken görebileceğiniz, ‘mahalle insanları’, o kısacık yolda koklayabileceğiniz hava, o samîmiyet, dünyada emsâli az bulunur nitelikteydi. Şimdi o  evler ve insanları nerelerdeler, inanın ki o evlerle birlikte gittiler. O zamanlar da, böylece bir daha ulaşamayacağımız bir biçimde fotoğraflarda kaldılar.

Mâzîyi yâd etmek bizden evvelki nesillerin, zevki idi. Bendeniz bunları anlatmakla mâzîyi yâd etmiyorum, bunu anlamışsınızdır. Mâzîyi yâd etmemizi sağlayacak bir Bursa’yı elimizden atmamızla, bugüne nasıl bir fatura çıkacağını görüp paylaşmaya çalışıyorum. Yani artık ‘mâzîyi yâd’ bile elimizde bir konu bir nesne olarak kaldı. Galiba hep böyle bir şeylerin kendi gidip adı kaldı…

Sebepler, Sonuçlar…

Meselâ uyuşturucu bağımlılığının ritmi, bu mekân yıkımı ile istatistiksel olarak senkronizedir. Bunu anlatmaya gerek yokken, neden hâlâ göremiyor olduğumuzu anlamak zor. Sağlamasını Yeni Doğanbey ‘mahallesi’ ni biraz gözlemleyerek yapmak gayet kolay. Kiremitçi (Gazcılar) ‘mahallesi’nde ikâmet eden gençlerle biraz sohbet eden herkes, ‘kentsel dönüşüm’ün meselâ doğanbey ve civârı özelinde neye sebep olduğunu onlardan duyacaktır.

Bursa henüz bir şehirken -ki biz ancak son osmanlı tebâsının ahir ömrüne yetişmişiz- içinde insanlar varmış (!) Yine de var tabi…

“Gelişmek” bir memleketin ruhunun uçurulup gitmesi demek değildi herhalde. Ama belliki biz anlayamadık. Şimdi çok pişmanız, neden pişman olduğumuzu bilmesek de. Bilmediğimiz meselâ “Bağımlılık” sorununu ele alışımızdan belli. “Kişisel Gelişim” diye bir akımın aramızda hemen bu kadar çabuk yayılıvermesinden belli. “Kentsel Dönüşüm” diye adlandırılan şeyin bizâtihî bu adla adlandırılmasından belli…

İlginçtir… Mahalleler ve çıkmaz sokaklar, yani şehrin kendi içinde mahrem birimleri ortadan kalkınca, bir vücuttaki organların ortadan kalkması gibi bir durum sözkonusu oluyor. Ve bu, şubelerini kapatıp, kendini yekpâre bir internet mağazasına çeviren mağazaların ortaya çıkmasıyla eşzamanlı olarak vukû buluyor.

“Kaç hakîkî hemşehrî gördümse hep makberdedir
Hemşehrîlik bilmem ama galiba göklerdedir”

 

 

Yorumlar (2)

Cok aci olmus.Simone de Beauvoire kadar da karamsar.Gozler ve mideler bu kadar acken hele

Tenkîdiniz için teşekkürler Muzo. Acı, gözler görmediğindedir. Vesselâm.

bir yorum bırakın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.